18 Mart 2009 Çarşamba

1.Yaş Günü






15 Mart pazar günü bebek beyin 1. yaş gününü kutladık . Çevremizde bebeği olan fazla kimse olmadığından yaşıtı kimse yoktu partide. Ama sevdiği tüm insanlar gelmişti. Anneannesi, babaannesi, dedesi, Ankara'dan teyzesi ve eniştesi bile geldiler. Bir hayli kalabalık bir parti oldu. Sonunda da kazasız belasız ve yüzlerde gülümsemeyle sona erdi. Gerçi anneannesi ve teyzesi gittiği için biraz buruk bir gülümsemeydi ama olsun, gene gelirler.



Parti süslerini http://www.partidunyasi.com/ adresinden 2-3 gün önce aldım zaten ertesi gün elime ulaştı. Balondan oldum olası korktuğum için ve patlayıp da birilerini korkutmaması için süslemelerde balon kullanmadık orman hayvanları desenli masaörtüsü, kağıt tabak , bardak ve peçeteler masada çok güzel göründü. Ayrıca tüm oyuncakçılarda satılan küçük plastik hayvan ve ağaç figürlerini de masanın ortasına yerleştirdik. Birkaç tane de hayvan figürünü kapıya astık . Sade ama güzel bir süsleme oldu sanırım .








Partiyi bebek beyin uyku saatine uygun olması açısından sabah kahvaltısı şeklinde düzenledik. Bebek bey 10:00 da sabah şekerlemesini bitirdiği için saat 10:30 11:00 gibi davetlilerimiz geldiler.Açık büfe kahvaltı sonrasında hazırladığım , bebek beyin doğduğu anları da içeren ve bugüne kadar çekilmiş fotoğraflarından oluşan bir slayt gösterisi seyredildi. Fotoğrafları özellikle gelen davetlilerin de bulunduğu karelerden seçmem onları daha da mutlu etti.






Sonra pasta kesildi . Bu arada pasta siparişini bir gün önceden bize yakın olsun diye yeni açılan bir pastaneye verdiğimize bin pişman olduk çünkü üzerine basılacak olan fotoğraf çok silik çıkmıştı ve süslemesi de hiç güzel değildi. Siz siz olun bilmediğiniz yere pasta siparişi vermeyin derim .



Bebek beyin pasta kesilirken pastayı mıncıklamak istemesi dışında keyfi yerindeydi. Onca kalabalığa aldırmadı bile kalabalık diyorum çünkü evde benimle vakit geçirmeye alışan bebek bey birden eve 25 kişinin birden doluşmasıyla huzursuz olabilir diye düşünmüştüm ama çok şükür gayet mutluydu. Dedesinin aldığı trenin üzerinden inmedi.






Kocaman bir sene , her anı onun gülümsemeleri , çığlıkları , diş ağrıları , emekleme, yürüme çalışmaları, gece ağlamaları , sabah kahkahalarıyla dolu...






Nice senelere , nice doğum günü partilerine, iyi ki doğdun oğlum ...






12 Mart 2009 Perşembe

9 Mart 2009 Pazartesi

Kedi Hanım ve Bebek Bey


Bebek bey evimize geldiğinde Kedi Hanım bana çok alışmıştı . Toxoplasma bağışıklığım olmamasına rağmen tuvalet temizliği haricinde tüm hamileliğimi kedi hanımla koltukta yatarak geçirdim diyebilirim.Gece gündüz beraberdik , sabahları kalkar kalkmaz mırrr mırrr peşimden gelir sütünü içer gene mırrr mırrrr yanıma gelip uzanırdı . Hamileleiğin verdiği dinginlik ve huzur sanki ona da bulaşmıştı. Hareketlerinde gözle görülür bir değişiklik vardı . Hava kararıp da avcı kimliği ortaya çıkınca bile önceye göre daha sakindi . Bebek bey gelmeden 2 ay kadar önce yerlerde kıvranmasına daha fazla dayanamayarak kısırlaştırdık onu. Kısırlaştırıldıktan sonra biraz eski haline döner gibi oldu yani o asabi , hareketli ve umursamaz haline ama sonra yine mırr mırrr bi kedi oldu taaaaaa ki bir gün bebek beyle eve gelinceye kadar. Eşim kedilerle büyümesi dolayısıyla oldukça rahattı bense itiraf etmeliyim ki doğumdan önceki kararlı ve rahat tavrımı doğumdan sonra biraz yitirmiş gibiydim. Bebek bey o kadar küçük o kadar savunmasız gözüküyordu ki kedi hanımın üzeriinden düşecek bir tüy , bir tükürük zerresi ya da bir pati darbesi ona çok zarar verebilirmiş gibi geliyordu bana . Bebek bey ilk ayını genellikle benim odamda uyuyarak geçirdi , bu arada kedi hanım artık bu odaya giremediği için çok üzgün , bir o kadar da meraklı görünüyordu. Bense hem bebeğime hem de kedi hanımın bu haline alışmaya çalışıyordum .Tüm günümü bebek beyi beslemek altını değiştirmek ve uyumakla geçirdiğimden kedi hanımla çok ilgilenemiyordum ve bu durum beni gerçekten düşündürüyor ve üzüyordu.Bebek by yavaş yavaş büyürken artık gündüzleri salondaki bir kanepenin üzerinde yatarak geçirmeye başladı. Sabah ilk işim kalkıp salonu süpürmek oluyordu ki mart nisan aylarıydı ve tam da kedi hanımın kürkünü çıkarıp yazlık haline geçiş dönemiydi her gün tüyleri taranıyor buna rağmen öbek öbek tüy döküyordu. Hala benim odama ve bebek beyin odasına giremiyordu. Bebek bey 5 aylık olduğunda ona çoktan alışmıştı. O anakucağında sallanırken kedi hanım da yanında yatıyor onunla pek ilgilenmiyordu. Ben de bu durumdan çok hoşnuttum . Gel gör ki bebek bey ayaklanıp da "kediiiii" diye kedi hanımın yattığı yere doğru hamle yapıp tüylerini çekelemeye başlayınca durum değişti . Benim hiç de kedi gibi olmayana kedim bebek beye pati savurmaya başladı. Gerçi tırnaklarını açmıyordu ama yine de ben kedi hanıma güvenemiyordum . Eşim rahat olmamı onu tırmalamayacağını söylemesine rağmen benim kontrollü ve herşeyin en kötüsünü düşünen tarafım ağır basıyordu. Bebek bey şu an 1 yaşını doldurmak üzere salonda oynarken kedi hanımı dışarı çıkarıyorum eşimin ailesini 7 kedili evine gittiğimizde çevrede dolaşan ve sev beni tüylerimi yol der gibi bakan kedilere aldırmayan onları eliyle iten bebek beyin eve gelip de kedi hanımı görür görmez üzerine atlamasına ise hala bir anlam veremiyorum .Sanırım gönül kaçanı kovalıyor.

2 Mart 2009 Pazartesi

Top Havuzlarındaki Tehlike


Günümüz çocuklarının gitmek için can attığı yerlerdir top havuzları. Topların yumuşacık oluşu , rengarenk ve çok fazla oluşu içinde yuvarlanmak cezbeder onları ama gelin görün ki bu işin bir de hijyen boyutu var ki ben çok önemli olduğunu düşünüyorum . Yüzlerce çocuğun içinde oynadığı , belki kustuğu belki tuvaletini yaptığı , hapşırıp öksürdüğü ,içinde her türlü yara vs döküntüsünün olduğu bu hastalık yayan havuzların haftada 1 ya da 2 kere temizlenmesi gerekiyor , temizlikten kasıtsa topların özel makinelerle yıkanması havuzun da içinin bu işe özgü kimyasallarla dezenfekte edilmesidir ki bu da oldukça maliyetli bir iştir .
Gözümüzden sakındığımız çocuklarımızın bu tip yerlerden mikrop kapıp hasta olmasını istemiyorsak onları top havuzuna götürürken gerçekten çocuklara önem veren ve onların sağlığını tehlikeye atmayacak yerleri seçmeliyiz diye düşünüyorum.


Bebek Beyin Bir Günü

1 yaşını doldurmak üzere olduğu şu günlerde Bebek bey sabah 07:00 de uyanır beraberce salona geçer biraz oyun oynarız saat 08:00 de kahvaltımızı ederiz babamızın işe gitmesiyle küçük bir ayrılık krizi yaşandıktan sonra oyuna devam ...09:30 dan 10:00 a kadar kısa bir uykudan sonra meyve yer , bu arada müzik dinler , kitap sayfalarını karıştırır, oyuncak yüklü kamyondan istediğim oyuncakları bulup getirir vs.12:00 de öğlen yemeğini yedikten sonra o yine oyunlar oynarken ben ona kitap okurum.Böylece dil gelişimini desteklemiş olduğumu düşünüyorum. 13:30 da uykuya dalar 15:00 de uyanır sonra beraber oyun oynarız,16:00 da yoğurt yer .17 de babamız gelir onunla oyun oynar 18:30 da akşam yemeği yeriz bir baby einstein filmi seyrederiz 20:00 ye doğru banyo , masaj , rezene çayını içer ve gece uykusuna dalar.

26 Şubat 2009 Perşembe

Arkadaş Ziyareti

Geçen hafta Bebek bey , anneannesi ve ben Bebek beyin'in arkadaşı Yavuz'u ziyarete gittik.Daha önce bir defa bebek bey 3 aylıkken tanışmışlardı.

Bebek bey içeri girer girmez köşede duran oyuncak arabayla ilgilenmeye başladı. Yavuz da onu görünce hemen o tarafa yöneldi , daha yeni yeni yürümeye başladığından dengesini kaybetti ve düştü , bebek beye tutunarak kalkmak isterken onu da yere yıktı .

Bu durum karşısında afallayan bebek bey ağlamaya başladı ve o andan itibaren yavuzdan kaçmaya başladı Yavuz her çığlık attığında bebek bey o an elinde ne varsa atıp bana ya da anneannesine kaçmaya başladı. Zamanla alıştı ama eve dönme vakti gelmişti bile...




Gece Boyunca Uyumak


Açıkçası Bebek bey doğana kadar onun uykuları,beslenmesi ve eğitimiyle ilgili hiçbirşey bilmiyor dahası merak bile etmiyordum .Kendimi tamamen hamilelik ve doğum olayına odaklamış ,sanki doğum bittikten sonra hastaneden çıkıp eski kiloma,eski yaşantıma geri dönecekmişim gibi hareket ediyordum.Zaten hayatı hep adım adım yaşamayı tercih etmişimdir . Hep bir sonraki adıma odaklanarak yaşamayı...Lisedeyken üniversiteyi düşünmedim,üniversitedeyken nerede nasıl iş bulacağımı düşünmedim,hep o ana yoğunlaşmaya alıştım. Hayatımın hiçbir aşamasında da zorlanmadım . Enerjimi sadece o ana yoğunlaştırdığımdan belki de...
Bebek bey doğar doğmaz da hemen tüm enerjimle ona odaklanmaya başladım. Artık hamilelik , doğum bitmişti şimdi ilgilenmem gereken bir bebek vardı hayatımda, hemen hemen tüm annelerin bildiği bebeğe gece gündüzü öğretmek gerektiği , geceleri onunla loş ışıkta ve konuşmadan , gündüzleriyse aydınlıkta onunla oynayarak ilgilenilmesi gerektiğini bile kendi doğum doktorumdan öğrendiğimi de düşünürsek gerçekten birşey bilmiyordum.Allahtan bebek bey bunu öğrendi ve geceleri rahat uyuyabiliyordum (2 saatte bir kalkıp 15 dakika emzirmek dışında)Gündüzleri de o uyurken internette ne kadar bebek ve anne sağlığıyla ilgili site varsa okudum, bu konuda forumlara üye oldum,mail gruplarına katıldım, annelerin bebekleri için hazırladığı blogları inceledim ve kısa zamanda tüm bu bilgiler kendimce sentezleyerek bebek beye uygulamaya başladım.
Üzerinde en çok durduğum konuysa bebeklerin uykuları oldu. Forumlar ve mail gruplarında birçok insanın bebeği gece uyumuyor ya da saat başı uyanıyordu. Anneler buna bir anlam veremiyorlardı . Herkes bu duruma bebeklerinin huylarının böyle olduğu gerçeğine(!) kendini inandırmış sabırla katlanıyorlardı.
Ama durum böyle değil , bizim de uyku sorunlarımız oldu 4-5 aylıkken bebek bey anne memesi olmadan uyuyamamaya başladı .Araştırmalarım sonucu bebeğe nasıl uyumayı öğretirsen öyle alışacağı , onlara iyi uyku alışkanlığı kazandırmak için de birazcık(!) ağlamasına katlanılması gerektiğini öğrendim. Ama hayır ben bu metodu bebeğime uygulayamazdım başka bir çaresi olmalıydı. Dünyaya geleli bir kaç ay olmuş ve herşeyden habersiz bir canlıyı yatakta tek başına bırakıp alışması gerek biraz ağlasın nolcak diye düşünemezdim.Kişilik olarak sert bir mizacım olmasına rağmen bu bana canilik gibi geliyordu. Dolayısıyla bu metodu eledim . Sorun anne memesiyle uykuyu özdeşleştirmesinden kaynaklanıyordu dolayısıyla bir kaç gece anne memesi olmadan uykuya dalarsa bu alışkanlıktan vazgeçeceği kesindi. Biz de onu bu birkaç gün babasının uyutmasına karar verdik , böylece hem benim kokumu alıp annem burada ama bana meme vermiyor noldu da birdenbire memeyi kesti yoksa artık beni sevmiyor mu diye düşünmeyecek aynı zamanda da babası yanında olduğu için kendini güvende hissedecek zor da olsa uyuyacaktı. Bu işe yaradı bebek bey ilk gün biraz mızırdandı ama sonunda uyudu ertesi gün ve ertesi gün yine babasının dizinde uykuya daldı, aslında dizinde uyumuyordu, tam dalmak üzereyken babası onu yatağına koyuyordu ve böylece uykusu hafiflediğinde yine babasının dizini aramıyordu. 3 gecenin sonunda bebek bey anne memesiyle uyumayı unuttu. Bir müddet bu şekilde uyumaya devam etti .Sonra bir ara hastalandı ve tüm gece benim yanımda ve ayakta sallanarak uyumaya alıştı ama sonra onu da unutturmayı başardık.

10aylık olduğunda tracy hogg metodunu denedim ki bu metodu kendim buldum sonradan tracy hogg metodu olduğunu öğrendim ve bi nevi amerikayı yeniden keşfetmiş gibi oldum. Bu yöntemse şöyle;

Bebeği nasıl alıştıysa o şekilde uyutmaya başlıyorsunuz, emiyorsa emzirerek, sallanıyorsa sallayarak vs, (ki bizim metodumuz sallanan koltukta beraber sallanmaktır) uyumak üzereyken yatağa yatırıyorsunuz ağlarsa tekrar kucağınıza alıp sallıyorsunuz , yine yatağa yatırıyorsunuz ağlarsa tekrar kucağınıza alıyorsunuz sonra tekrar yatağa.... yöntemin adı yatır kaldır metodu zaten adından da anlaşılacağı üzere ilk gece 50-60 kere kaldırıp yatırma olasılığı var, 2. gece bu sayı yarıya iniyor vs 5 gece sonunda artık yatağa yatırır yatırmaz uyuyorlar. Biz şu an banyomuzu yapıp ıhlamur, rezene vs çayımızı loş ışıkta içerken zaten gözlerimiz kayıyor ve tabi ki elimize ayla 'yı alıp (ayla bebek beyin uyku arkadaşı) yatağa yatıyoruz ve zzzzzz....

tabi ki diş çıkarma , gündüz aşırı yorulma, hastalık vb durumlarda uykuya dalmadan yatağa konmak istemiyoruz ama genel olarak durum böyle.

Bebeği uyumayan saat başı uyanan anneler emin olun herşeyin bir çözümü vardır yeter ki bebeğinizi iyi tanıyın ve ona en uygun yöntemi seçin ve tabi ki bu yöntemi seçerken bebeğinizin de bir insan olduğunu unutmayın ve onun kişiliğini , hislerini ve size olan güvenini zedelemeyecek bir yöntem olmasına dikkat edin

gece boyu uykular dileklerimle ...


20 Aralık 2008 Cumartesi

Ünlü ve Ünsüz Popülerler

Yaklaşık 1 senedir Bebek beyin doğumu ve doğum sonrası bakımı için izinli olduğumdan günün belli saatlerinde , Bebek beyin konuşan dev fareleri , film çeviren notaları , fındık saklayan sincapları seyretmediği zamanlarda ister istemez televizyonun önünde buluyorum kendimi. Sabahları benim hiç tanıyıp bilmediğim bir dünyanın insanları boy gösteriyor ekranlarda , geliniyle kaçmış adamlar , 20 yıl önce kızını terk edip gitmiş şimdiyse arayan anneler , hamile karısını doğrayan kocalar resmi geçidi...Önceleri bunları seyrederken ağzım açık kalıyor , olamaz böyle şeyler yahu yalan diyor , hayret ediyordum ama şunu farkettim ki sonradan tanıdık geliyor simalar.Geçen gün kendimi anneme bak bu kız babasını 42 yerinden bıçaklamış , şu yanda oturan kadını da kocası geneleve satmış diye anlatırken buldum , bu kez annem hayretle bana bakıyordu.Biz hiç bilmesek de böyle hayatlar vardı, biz akşam ne pişirsem ya da bu gece hangi filmi seyretsek diye kafa yorarken birileri komşusunu ne şekilde ölüdüreceğini düşünüyordu .
Akşam yine tanımadığım bilmediğim insanlar giriyor evime beyaz ekrandan,şarkıcılar , mankenler , divalar(!)...Milyonluk takılarıyla ona buna laf atıyor, bembeyaz porselen dişleriyle yeni aşklarını anlatıyor , peşlerindeki basın ordusundan markalarını bilmediğim 4x4 leriyle kaçıyorlar...Yine kısa süreli bir şaşkınlığın ardından telefonda kardeşime bilmem kim 2 aylık hamileymiş duydun mu ? sorusunun ardından aldığım yoooo nerden biliym hem banane cevabıyla geliyorum kendime.Böyleleri de var işte biz akşam ne pişirsem ya da bu gece hangi filmi seyretsek diye kafa yorarken onlar hangi gece klübünde daha çok gazeteci vardır acaba diye düşünüyor.
Neyse ki ortada kalmışız biz , iki taraflı rezaletin tam ortasında ...




18 Ekim 2008 Cumartesi

Kar,Pencere ve Elma

İnsan hayatını hep filmlere benzetirler , yardımcı oyuncuların , figüranların sürekli değiştiği , sonunu sadece yönetmenin bildiği bir film , hani insan öleceğini düşündüğünde hayatı bir film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden , benim filmimin de çocukluğumda geçen sahnelerinden asla silinmeyen bir kareden sözedeceğim bu yazıda.
Sahne bir pencereyle başlıyor, yüksek tavanlı evin boydan boya cam penceresi ... Krem üzerine kave rengi yaprak ve çiçek desenli perdeler sonuna kadar açılmış iki yandan sarkıyor ,dışarıda kar , her bir tanesi kendine has bir tavırla kimi süzülerek , kimi pat diye , kimi yana yakıla , kimi oynaya oynaya düşüyor yere .Pencerenin önünde bir masa var , iki küçük kız oturuyor masanın üzerinde dışarıda yağan kara bakarak , her ne kadar ikiz gibi görünseler de biri diğerinden 1 yaş kadar büyük. Birazdan içeriye anneleri giriyor elinde bir tabak ve içindeki elmalarla..
Bu sahne sadece bir kez değil defalarca tekrarlandı benim filmimde bir ritüel oldu elma yemek bizim evde . "Yaşasın kar yağıyor" nidalarıyla perdeler açılır , masanın üzerine çıkılır , elmalar soyulur ve hiç konuşmadan afiyetle yenir. Mutludur kızlar , kar yağdığı için mutludurlar , evlerinde soba yandığı için mutludurlar , anneleri onlara elma getirdiği için mutludurlar,birazdan babaları kapıyı çalacağı için mutludurlar ...
Şu an kar yağsa ben perdeleri sonuna kadar açsam annemle kardeşim de olsa yanımda annem bize elma soysa karı seyrederken elmalarımızı yesek ne güzel olurdu.
Babam artık kapıyı çalmayacağı için tam olmasa da ...

17 Eylül 2008 Çarşamba

Büyümek Ya Da Büyümemek

Küçük bir çocukken anneannemin evinde , içinde benim ve anneannemin diğer tüm torunlarının fotoğraflarının bulunduğu bir albüm vardı. Oraya her gidişimde bu kocaman albümü kucağıma yatırıp sayfalarını tek tek incelemeden edemezdim. Tüm fotoğrafları hafızama kazımış olmama rağmen bu albüm benim için her seferinde bana hiç görmediğim fotoğraflara bakıyormuşum izlenimi verirdi .
Birgün albümü kucağıma alıp tam sayfaları çevirmek üzereyken gözüm albümün kapağına takıldı. Sarı saçları belinde,beyaz fırfırlı bir elbise giyinmiş kafasında papatyalardan yapılmış bir taçla çilli bir kız fotoğrafı vardı kapakta. Daha önce neden hep albümün sadece içindekilerle ilgilendiğime ve kapağındaki bu kızı ve tabi ki ayağındaki topuklu takunyaları görmediğime hayret ederken annemin eve gideceğimizi söylemesiyle hemen gözlerimle kapaktaki kızın şipşak bir fotoğrafını çekip beynimin üst çekmecelerinden birine yerleştiriverdim.
O gece yatağa girip de gözlerimi kapatır kapatmaz üst çekmece açıldı ve albüm kapağındaki kızın fotoğrafı düşüverdi önüme...Fotoğrafın beni en çok ilgilendiren tarafı kızın ayağındaki topuklu takunyalardı, onları çok beğenmiştim ve bende de onlardan bir çift olsa hiç fena olmazdı.
Ertesi gün binbir nazla ve kırk takla atarak annemi bana ve kardeşime birer topuklu takunya almaya ikna etmeyi başardım ve hemen bir ayakkabı mağazasına giderek takunyalarımızı özenle seçtik. Eve gelir gelmez geçti takunyalar ayaklara ve başladı ayaklar bir yukarı bir aşağı evin içinde gezinmeye . Tak tuk , tak tuk , tak tuk ... Bu takunyalarla ben büyümüş kocaman olmuştum, o kadar uzundum ki neredeyse takunyanın yerde çıkardığı sesi duyamayacak kadar yukarıdaydım .
Akşam babam eve gelip de bu takunyaların yaşımıza uygun olmadığını , ayağımızı burkabileceğimizi veya kayıp düşebileceğimizi öngörmesiyle ve aile meclisinin takunyaların yarından tezi yok geri verilip yerine düz ve daha kullanışlı birer terlik alınacağına karar vermesi ve takunyaların ayağımdan çıkarılıp tekrar kutularına konmasıyla bulunduğum yükseklikten eski konumuma düştüğümde çıkan ses takunyaların az önce çıkardığı sesten çok daha fazla olmuştu .
Artık gidip kendime bir çift topuklu takunya alıp giyebilecek yaştayım ama nedense hep düz ayakkabıları tercih ediyorum .yıllar öncesinin aksine düşer ya da ayağımı burkarım diye değil , topuklu ayakkabı insanı büyük gösteriyor ve ben artık büyümek istemiyorum...

Beni Koruyun